Muzaffer Yurttaş I Operatör Doktor


Bir Sosyal Deneyin Düşündürdükleri!

Bir Sosyal Deneyin Düşündürdükleri!

01 Ocak 1970

Sosyal medyada görüntülü bir sosyal deney var. Bir genç; simitçi, sucu, çaycı gibi cadde ve sokaklarda seyyar satıcılık yapanların tezgahına gidip yeterli parası olmadığını söyleyerek onların davranışlarını ölçüyor. Her biri “paranın ne önemi var, vermesen de olur” diye yaklaşıyor. Ters bir cevap verene rastlamadım. Bu videoyu izleyince duygulanmamak elde değil. İlkokul yıllarımda simit satıp harçlığımı çıkartmaya çalışıyordum. Simit aldığımız fırın 50 simit aldığımızda bir simit mal fazlası olarak veriyordu. Genelde 100 simit sattığım için iki simit fazladan veriyordu. Ben bunlardan birini satıyor ya da arkadaşlarıma veriyor, diğerini de öğle yemeği olarak ayırıyordum. Benim gibi pek çok küçük yavrumuz simit satarak okul harçlığını çıkartmaya çalışıyor. Geçenlerde bir zabıta görevlisi simit satan çocuğun simit tahtasını yere çarpıyor. Bir başka zabıta ise tartı ile hayatını kazanan minik yavrunun ekmek teknesi tartısını kırıyor. Belki “zabıtalar da emir kulu ne yapsınlar?” diyeceksiniz. Bu doğru değil. Benim kanaatimce böyle bir göreve getirilen kişinin bilgisi, sınavdan aldığı not, referansının kim olduğuna bakmak yerine önce “vicdanlı adam mı?” diye bakarak işe almak gerekir.   

Şimdi bu deneyi izleyince şöyle bir düşündüm; Bu görüntülerin her gün binlercesi dünya üzerinde tekrar tekrar cereyan etmekte. Her an bir Afrika ülkesinde açlıktan yüzlerce çocuk ölmekte. Diğer taraftan dünyanın batı yakasında ise açık büfelerdeki israf diz boyu. Bu batı dünyasında her an yüzlerce insan fazla yemekten, obeziteden kaynaklanan hastalıklardan dolayı can vermekte. Eğer dünyanın nimetlerinin çoğunu elinde bulunduran bu zengin tayfa israf ettiklerini ve gereksiz yediklerini fakirlere verse dünyamızda açlıktan ölüm diye bir şey kalmaz.

Şimdi bu deneyden hareketle bazı gerçekleri tesbit edip hakkı teslim etmenin zamanıdır. Bu deneyden alınacak dersler nelerdir?

  • Garibanın halinden garibanlar, açın ve çaresizin halinden bunu yaşayanlar anlar. Gidin bu sosyal deneyi zengin plazalarda, süpermarketlerde yapın bakalım sonuç ne oluyor? Ya “bırak o aldığını” diyecekler ya da “güvenliği çağıracaklar” dır.

 

  • Belediye zabıtaları genellikle bu gariban insanları denetler, pazarcı esnafının üzerine gider, simitçinin simidini yere döker, tartıcının tartısını kırar. Asla gidip bir süpermarkette denetleme yapmazlar. Ben şimdiye kadar AVM lerde bir belediye zabıtasını denetim yaparken görmedim.

 

  • Bu yardımlaşma ve paylaşma Türk toplumunun en önemli direklerinden biridir. Almanya’da birlikte yemeğe gittiğiniz kişilerle bile çıkışta herkes kendi hesabını öder. O nedenle bu işleme bizde “Alman usulü” denir. Bu hassasiyetler olduğu müddetçe bu toplumu kimse yıkamaz.

 

  • Rahmetli dedem sofra kurulduğunda bize “bakın bakalım yoldan geçen biri varsa çağırın, soframız bereketlensin” derdi. Biz o zaman niçin sokakta adam aradığımızı şimdi daha iyi anlıyorum. Bizi biz yapan değerler bunlar. Bizim toplumumuzda Ramazan ayında iftar vakti evin avlu kapısını kapatmak ayıptır, çünkü o saatte iftar etmek isteyen bir yolcu geçer de kapıyı kapalı görürse iftarını edemeyebilir.

 

  • ”Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” Hadisi ile yetişen bir nesil paylaşmayı, diğergamlığı, karşılıksız vermeyi, sadakayı, zekatı bir ibadet gördüğü müddetçe bu toplumun direkleri hep dimdik ayakta kalacaktır.

    Ne mutlu payla
    şmayı, sevmeyi, yere düşeni kaldırmayı, darda kalana yardım etmeyi, vefayı, saygıyı, hürmeti şiar edinenlere! Ve bu nesli yetiştiren anne ve babalara sonsuz teşekkürler! İyi ki varsınız!


    Dr.Muzaffer Yurtta
    ş

     


Yukarı