Eroğlu Nuri Sempozyumu Projesi

  • blog-image 1

Hafta sonu bir grup arkadaşımla birlikte doğduğum ve büyüdüğüm topraklara bir gezi yaptık. Gezi sırasında Kula Eroğlu Köyü’nü, Eroğlu Nuri’nin mezarını, Ömer Baba Türbesi’ni ve Ömer Baba Dağı’nı gezme fırsatımız oldu.

 

Bu yazımda size Eroğlu Nuri’den bahsetmek istiyorum. Bu bereketli topraklarda nice maneviyat erenleri gelip geçmiş ve ruhaniyetleri buralarda bulunmaktadır. Anadolu’nun pek çok yerinde gökkubbenin gizlediği nice manevi erenler vardır. Bunlardan biri de Eroğlu Nuri’dir.

Vahap Ümmi’nin öğrencisi, Sinan Ümmi’nin şeyhi Eroğlu Nuri, Anadolu’nun manevi büyüklerindendir. Şiirleri Ahmed-i Yesevi’den Hacı Bektaş’a, Yunus Emre’den Yiğitbaşı Veli’ye uzanan geleneğin devamcısı kabul edilir. Eroğlu Nuri, Vahab Ümmi’nin; Ümmi Sinan, Eroğlu Nuri’nin; Niyazi Mısri, Ümmi Sinan’ın halifesidir. 

Yiğitbaşı Ahmed Efendi Hazretleri'nin halifelerinden Elmalılı Şeyh Abdülvehab Efendi Hazretleri'nden halifelik almış olup Elmalı'dandır. Kula ile Eşme ilçeleri arasında, kendi adıyla söylenen Eroğlu köyünde medfundur. "Divan"ı ile "Mir'atü'l-Âşıkîn" adında tarikata girenlerin hallerine dair Türkçe bir eseri Kula'da görülmüştür. Bu eserin bir nüshası da Manisa'da, Mu­radiye Kütüphanesinde bulunmaktadır. 

Tam adı, Eroğlu Nûri Yahşi Efendi’ dir. Adı Yahşi, lakabı Eroğlu’ dur. Her ne kadar Abdullah Ekiz, bu kayıttan hareketle, onun adının Yahşi olduğunu ve Nûri isminin “yerel olmayan kaynaklarda” geçtiğini, dolayısıyla dayanağı olmayan bu adı kullanmaktan sakındığını belirtmekteyse de Eroğlu’ nun bizzat kendisi, şiirlerinden birinin bitiş dörtlüğünde ismini “Nûri” olarak vermektedir: 


İsmin Nûri cân gıdâsı, aslıdır verir Hudâ’sı
Ero
ğlu’ dur en gedâsı, biz esmâ-yı Halveti’ yiz”


Şu halde “Nûri” isminin ona ait olduğu husûsunda hiçbir şüpheye mahal kalmamaktadır. Eroğlu Nûri’ nin doğum tarihi bilinmemektedir. “Ümmi” sıfatını Eroğlu kendisi için kullanmasa da Malatî mahlası şâir bir dervişi, onun için: Ol şarabın sâkisi Eroğlu Nûri’ dir bugün, bezm-i dosta lâyık olan durmasın gelsin beri denmektedir. Bu da gösteriyor ki, Ümmî sıfatı burada sûfiyâne bir mânâda kullanılmakta ve Vâhib-i Ümmî’ den itibaren silsilenin bütün kâmilleri için söylenmektedir.

Ailesi hakkında pek bir bilgiye sahip olamadığımız Eroğlu Nûri’ nin muhtemelen Kula ilçesi Eroğlu Köyü’nde yaşamıştır.Yaşadığı yörenin bugünkü durumuna ve bazı şiirlerinde ekincilikle ilgili motifler kullanmasına bakılırsa, onun geçimini zirâatle kazandığı sonucuna varılabilir. 1012/1603 senesinde vefat eden Eroğlu Nûri’ nin mezarı, Eroğlu Köyü’nün kuzeydoğusunda yer alan mezarlık içindedir. Taş ve kayalarla kaplı mezar, basit bir şekilde demir çubuklarla çevrilmiştir. Onun mezarıyla ilgili olarak Bursa’ lı Mehmed Tâhir’ in “Kula ile Eşme kazâları arasında nâmına muzaf Eroğlu karyesinde medfûndur” şeklinde verdiği bilgiye pek çok kaynaklarda rastlanmaktadır.

 Halvetiyye’ nin Ahmediyye kolu silsilesi, Yiğitbaşı Veli ve şeyhi Vâhib-i Ümmi ’den sonra Eroğlu Nûri’ ye geçer. Mürîdi Sinan-ı Ümmi, Divan’ ındaki bazı şiirlerinde onu saygıyla anar:


”Bu sırra erdiğim hâlim sorarsan
Ba
ş kodum bir zaman yollar içinde
Ümmi Sinan Eydür Ero
ğlu derler
İsmini şeyhimin iller içinde”


“Yâ İlahî! Sen meded eyle ki bu Ümmi Sinân aldanıp düşmeye tâ kim bunda mekr ile âlâ Pîr-i azizdir Eroğlu hürmetine kıl nazar Tâ varıp dergâhına ol zatının âsân bula" Kaynaklarda, Tasavvuf bi’ t Tarikat (Risale-i Şerif Elmalî Eroğlu Efendi) Mir’ âtü’ l –Aşıkin ve Divan-ı İlahiyat adında üç ayrı eseri olduğu kayıtlı bulunmakla birlikte, bunlardan ilk ikisinin ayrı başlıklarla istinsah edilmiş aynı eser olma ihtimali yüksektir. Esâsen ikinci sırada saydığımız eser günümüze ulaşş değildir. Tasavvuf bi’ t-Tarikat adlı risalesi, tasavvuf ve mürşidin gerekliliğini izah sadedinde talibler için yazılmış “Tasavvufa giriş” mâhiyetinde bir eserdir. Dîvâniçe-i İlahiyat ise 51 adet ilahinin bulunduğu mürettep olmasa da küçük bir divan niteliğindedir.   Şiirlerini aruz ve hece vezinleriyle, yer yer kafiye ve redif üzere Türkçe olarak yazan Eroğlu’nun şiirleri incelenmeye değerdir. Bununla birlikte, yukarıda saydığımız Abdülvehhablı sûfilerin diğer karakteristik özelliklerini taşır. Ayrıca Ahmed-i Yesevi’ den Hacı Bektaş-ı Veli’ ye, Yûnus Emre’ den Yiğitbaşı Veli’ ye ve Âşık Paşa’ ya kadar uzanan çizgide olduğu gibi, Vahib-i Ümmi’ nin öğrencisi Eroğlu Nûri’ de tasavvuftaki “dört kapı-kırk makam” anlayışını sürdürmüştür.

Yöre halkı arasında “Eren” olarak bilinen Eroğlu Nûri Hz. ile ilgili yaygın bazı söylenceler bulunmaktadır. Türk Halkbilimi uzmanlarının ayrıca değerlendirmesi gereken bu anlatılara göre, halk arasında bu erenin pisliği ve pis insanları kabul etmediği yönünde yaygın bir inanç vardır. Ziyarete giden insanlar orada bir şeyler yiyip içse ve çöplerini de orada bıraksa bile Allah’ ın hikmetiyle sabaha kadar orada hiçbir şeyin kalmadığı söylenmektedir. İklim şartları ve fiziksel konum da buna müsaade etmemektedir. 

 
 Erene ziyarete gidenlerin, genellikle mezarın yanında uykuya yattı
ğı, çok kısa bir süre de olsa rüyada görülen şeylerin gerçekleşeceği inancı mevcuttur. Çocuğu olmayanların bu yatıra gelerek adakta ve dilekte bulunduğu, kurban kesip kan akıttığı, kısa sürede olsa uyuduğu, gördüğü rüyaya göre amel ettiği yaygın bir inanç olarak göze çarpmaktadır.

Nûri ile ilgili olarak anlatılanlarda göze çarpan ortak bir husus da, parlayan bir ışıktır. Mezarının üzerinden saban demiri gibi bir yıldız ve ışığın göründüğü anlatılır.

Mustafa Tatçı tarafından hazırlanan Divançe-i İlahiyat adlı eserde Eroğlu Nuri’yi anlatan eserlenden biridir. Bu kitap; XVI. Asırda Elmalı’da yaşayan Eroğlu Nuri’nin (1603) hayatı ve –şimdilik-bilinen bir adet şiirin derli toplu olarak ilk defa gündeme getirilmesinden oluşturulmuştur. Hiç şüphesiz, kültür tarihçilerine, tasavvuf tarihi ve felsefesi ile ilgilenenlere, dil ve edebiyat araştırmacılarına yeni bilgiler verebilecek kaynak bir kitaptır.

Ahmed-i Yesevi’den Hacı Bektaş’a, Yunus Emre’den Yiğitbaşı Veli’ye uzanan geleneğin devamcısı olarak kabul edilen Eroğlu Nuri’yi anlamak ve anlatmak görevimizdir diye düşünüyorum.

Vaktiniz olursa bir hafta sonu yolunuzu Kula Eroğlu Köyü’ne düşürün ve Eroğlu Nuri Efendinin kabrini ziyaret ederek dua ediniz.

Bu Konuda Yapılması Gerekenler:

1)Tüm paydaşların katılımı ile bir sempozyum düzenlenmelidir. Sonuç bildirgesi kitap haline getirilmelidir.

2)Kula Eroğlu Köyü’nde bulunan Eroğlu Nuri’nin mezarı restore edilmeli, ziyaretçiler için bilgi panosu ve yön levhaları yapılmalıdır.

3)Mezarlık yanına abdesthane, küçük bir mescit ve ziyaretçilerin oturabileceği alanlar yapılmalıdır.

4)Eroğlu Nuri’nin eserleri derlenmeli ve köyde oluşturulacak bir müze kütüphaneye yerleştirilmelidir. Bu konuda bilim adamı ve araştırmacılara çağrılar yapılmalıdır.

5)Eroğlu Nuri gençlerimize öğretilmeli, ilahiyatçı ve tarihçiler bu konuda yapılan araştırmalara destek vermelidir.


Yukar