Kula’nın Tanıtımı Projesi

  • blog-image 1

Sevgili dostlar!

Kula’ya bir hafta sonu vaktinizi ayırınız ve o muhteşem tarihe şahitlik ediniz. Kula evlerindeki felsefeyi anlamaya çalışınız. Bu evler basmakalıp binalar değildir. Onların bir ruhu ve anlamı vardır. Orada sanatı, bereketi, saygıyı ve ahlaki yaşantıyı görürsünüz.

Şimdi artık evlerin her tarafı cam haline geldi. Ne mahrem bir mekan kaldı, ne de sığınılacak bir yuva var ortada. Yeni binalar sınırları ve yüksekliği analiz edilmeden inşa edildiği için bir huzur vermiyor insana. Mimarlar içinde yaşayacak kişileri ve onların ihtiyaçlarını düşünerek değil, kendilerini ve reklamlarını hayal ederek bina yapmaya başladılar. Öyle olunca da ortaya çıkan yüksek binalarda, huzur ve sükunetin yerine gösteriş ve ihtişam düşüncesinin yansımaları kendini buldu.

Yeni şehir anlayışında komşu kelimesinin bir anlamı kalmadı. “Komşuda pişer, bize de düşer” deyimi anlamını yitirdi. Dünyanın en uzak yerlerine, hatta aya ayak basan insanoğlu karşı komşusunun evine ayak basmaz ve halini sormaz oldu. Kimsesiz insanların ölümünü günler sonra öğreniyor o semtte oturanlar. Herkesle haberleşme imkanına sahip günümüz insanı, alt kattaki aç ve ihtiyaç sahibinden habersiz yaşıyor.

Kula evlerinde avlu kapıda iki çeşit kapı tokmağı var. Büyük olan vurulduğunda erkek misafir geldiği, küçük olan vurulduğunda kadın misafir olduğu anlaşılıyor. Kapı açılınca bir iç avlu karşılıyor sizleri. Mahremiyeti ve saygıyı içeriyor bu mekan biçimi. Avlunun iki yanında sıralanmış odalar ve karşıda misafirler için hazırlanmış daha görkemli bir yapı hakim. Dede ile torun aynı avluda yaşıyor ve büyükler tecrübelerini burada gençlere aktarma imkanını buluyor.

Eski ustalar şimdiki mimarların aksine, ev yaparken komşu ile ilişkiye, dışarıdan görünüşe, evin çatısına, bacasına ve hatta yukarıdan görünüşüne dikkat etmişler. Hiç kimse bir diğerinin güneşine engel olmayacak şekilde inşa edilmiş evler. Duvarlar kalın ve yalıtımlı, komşudaki sesi de, ısıyı da geçirmeyecek şekilde örülmüş. Şimdi bir şehre havadan bakarsanız, bir sürü düzensiz ve göze hoş gelmeyen bir yapı ile karşılaşırsınız. Her köşesine büyük bir uygarlığın taşını koyması gereken mimaride kaos ve göz zevkini bozan bir yapı hakim. Osmanlı evine, Selçuklu evine baktığınızda bir kültürün eserini görmek ve hangi döneme ait olduğunu bir bakışta anlamak mümkün. Ama şimdiki yapılardan yola çıkarak bir dönemi tarif etmek ve bir eserden bahsetmek imkansız.

Her avluda neredeyse bir nar ağacı var Kula evlerinde. Hatta evlerin ahşap kısımlarında bile nar motiflerine rastlamak  mümkün. Nar bereketin sembolü olarak kabul edildiği için yaygın olarak evlerde mevcut. Mekanlar satmak için değil yaşamak için yapıldığında her şey yerli yerince ve her bir bölümün ayrı bir anlamı var. Tavanlar, kapılar, ocaklar hep bir sanat eseri konumundalar. Tavan gökyüzünü, kilim de üstüne basılan cenneti temsil ediyor. Dolaplar, rahleler, kapaklar ve pencereler ayrı bir özen ve tezyin ürünü.

Ustalar çevreyi, bakan gözü, komşu hakkını düşünerek inşa etmişler mekanları. Ustalık kopya eserler üretmek değil, özgün ve bakıldığında “muhteşem!” denilecek şaheserler meydana getirmektir. Ustanın görevi dünyayı ve yaşamı güzelleştirmektir. Eserleri ile çevre sorunu üretmek değil, ruha ve gönle hoş gelen bir çevre meydana getirmektir gerçek ustalık.

Avrupa’da artık “Yavaş Şehirler” gündemde. Yüksek binalardan sıkılan, şehrin telaşından boğulan insanlar kendilerini köylere, çiftliklere ve küçük yapılara atıyorlar. Genç mimarlara ve sanatçılara geleceği korumak ve yeniden kurgulamak için büyük görevler düşüyor. Yeni bir bakış açısıyla mekanları ve şehirleri inşa etmek gerekiyor. Kentsel dönüşümden çok öte, bir mekan ve yaşam alanı planlaması gerekiyor. Ruhu olan evler, ruhu olan mahalle ve şehirler kurgulamak ve onu hayata geçirmek için ödün vermeden yola devam etmek zorunlu hale geldi.

Güzel bir dünya inşa etme görevi olan insan oğlu binaları, yapıları, doğayı, suları, dağları, ovaları yeniden gözden geçirmeli ve yaptığı çevre katliamına bir dur demelidir. Meydana getirilecek yapılar insani ölçülerde olmalıdır. Kurulacak mahalleler bakkalı, manavı, sanatçısı, yaşlısı, genci, engellisi, çocuğu yetişkini ile herkesin huzur içinde yaşayabileceği ve “komşu hakkına” riayet edecek türden, gelecek nesillere iyi bir miras olarak bırakılabilecek yapılar olmalıdır.

“Dünyada mekan, ahirette iman” diye tarif edilen mekanlar gönlü ve ruhu arındıran, sağlıklı ve bir sanat eseri olarak, dantel gibi işlenmiş, ruhu olan yapılar olmalıdır. Felsefesi ve ruhu olan eserler yapmak için tarihi tekrar okumamız ve geçmiş ile bugünü iyi analiz ederek yeni bir pencereden bakabilmemiz gerekiyor. Şehir mimarisini sosyal gereklere, ruhi yapımıza ve inanç sistemimize göre tekrar dizayn etmek zorundayız. Aksi takdirde evler huzur mekanı olmaktan çok uzak, sadece bir otel vazifesi görmeye mahkum kalacaktır.

Bir hafta sonunuzu Kula’ya ayırın. Bir de bu gözle o tarihi evleri yeniden gezin. Göreceksiniz atalarımız ne ince düşüncelerle mekanları, binaları ve beldeleri kurmuşlar.

Yeni ve yaşanabilir bir dünya inşa etmek için çalışan mimarlara ve ustalara selam olsun. Sağlık ve huzur dileğiyle…

Kula Tanıtımı İçin Yapılması Gerekenler:

1)Kula Yaren Ekibi için özel bir konak düzenlenmeli ve hafta sonları ve belirli günlerde burada Yaren Gecesi düzenlenmelidir. Yerel sanatçılar Kula ve Manisa türküleri ve oyunlarını icra etmelidir.

2)Kula ve tarihi dokusunun tanıtımı için Ortak Akıl Toplantıları organize edilmeli, valilik, belediye, STK, halkın katılımı ile burada neler yapılabileceği tartışılmalıdır. Alınan kararların hayata geçirilmesi takip edilmelidir.

3)Kültür Turizm Müdürlüğü vasıtası ile öğrenciler ve halktan gönüllü olanların rehberlik ve Kula’yı tanıtma konusunda eğitimi gerçekleştirilmeli, Kula’ya gelen ziyaretçilere bu rehberler tanıtım konusunda yardımcı olmalıdır. Bu rehberlerin sevk ve idaresi Kula Belediyesi ve Kaymakamlığı tarafından ortak organize edilmelidir.

4)Kula Yöresel Yemek Yarışmaları yapılmalı, gastronomi kültürü tanıtılmalıdır. Bu yarışmalara halkın katılımı teşvik edilmeli, her katılana ödül verilmelidir.

5)Hediyelik eşya çarşısı ve kadınların evde yaptıkları gıda ve süs eşyaları Pazar Günü kurulacak Yerel Organik Pazar’da ziyaretçilere sunulmalıdır.

6)Kula ve Manisa’nın yetiştirdiği değerli bilim, siyaset ve yazarları zaman zaman davet edilerek söyleşiler ve imza güleri gerçekleştirilmelidir. Bu konuda her Manisalı’ya özveri ile katılım düşmektedir.

7) Kula’da film ve diziler için çekim alanları oluşturulmalı, yapımcılar davet edilmeli, daha önce çekilmiş filmler gösterilmelidir. Burada bir film çekim alanı ve onların kalabilecekleri mekanlar yapılmalıdır.

8)Fotoğraf sanatçıları, basın mensupları ve televizyon temsilcileri davet edilerek “Kula Foto Safari” günleri düzenlenmeli, bu günde tüm kula ve değerlerinin tanıtımı sağlanmalıdır.

9)Zaman zaman Kula ile ilgili resim, fotoğraf, karakalem vb çalışmalar için sergiler düzenlenmeli, öğrenciler teşvik edilmelidir.

10)Öğrencilerin eğitin ve sosyal faaliyetleri için özellikle Kula’yı tercih etmeleri için Milli Eğitim Bakanlığı ve İlk Müdürlükleri ile görüşmeler yapılmalıdır.

11)Turizm ve Seyahat Acenteleri davet edilerek Kula’ya konaklamalı turistin gelmesi sağlanmalıdır. Bu konuda dergi, afiş ve broşürler yapılmalıdır.

12)Kulalılar Günü: Belirli bir gün Kula ve Kulayı Sevenler Günü olarak planlanmalı, bu günde festival havasında bir organizasyon yapılmalıdır. Tüm Türkiye’deki Kulalı ve Manisalı dostlar davet edilerek o gün tanıtım için değerlendirilmelidir.

13)Jeopark, Peribacaları, Yunus Emre, Kaya Mezarları için özel tanıtımlar yapılmalı, Kulayı tanıtan film ve müzikler hayata geçirilmelidir.

 


Yukar